Danıştay 4. Dairesi, devremülklerde kısa süreli kiralama yapılabilmesi için diğer dönem maliklerinin ve aynı blokta bulunan tüm hak sahiplerinin onayının alınmasını zorunlu kılan genelge hükmünü iptal etti. Karar, devremülk sahipleri açısından önemli bir hukuki gelişme olarak değerlendirilirken, mülkiyet hakkına ilişkin tartışmaları da yeniden gündeme taşıdı.
Hürriyet yazarı Oya Armutçu’nun aktardığı bilgilere göre, bazı devremülk projelerinde tek bir bağımsız bölüm üzerinde yaklaşık 50 hak sahibi bulunurken, büyük tesislerde bu sayı binleri bulabiliyor. Bu nedenle uygulamadaki muvafakat şartının yerine getirilmesinin oldukça güç olduğu belirtiliyordu.
Karar Mülkiyet Hakkı Açısından Önem Taşıyor
Davayı açan Prof. Dr. E. Saba Özmen ve Avukat Şimal M. Tol Öztürk, Danıştay’ın kararının yalnızca devremülk sistemiyle sınırlı olmadığını, mülkiyet hakkına ilişkin idari düzenlemeler açısından da önemli sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.
Kararda, kanunda açıkça yer almayan bir yükümlülüğün genelgeyle getirilemeyeceği vurgulanırken, söz konusu düzenlemenin mülkiyet hakkına ölçüsüz müdahale niteliği taşıdığına dikkat çekildi. Ayrıca uygulamada yerine getirilmesi neredeyse imkânsız olan şartların vatandaşlara yüklenemeyeceği görüşü benimsendi.
Kısa Süreli Kiralamaların Önü Açılabilir
Uzmanlara göre Danıştay’ın ortaya koyduğu hukuki yaklaşım, devremülk sahiplerinin diğer hak sahiplerinden muvafakat almadan kısa süreli kiralama yapabilmesinin önünü açabilecek nitelikte. Ancak kararın henüz kesinleşmediği ve dosyanın temyiz incelemesi sürecinde bulunduğu belirtildi.
Buna rağmen kararın, yalnızca muvafakat şartının yerine getirilmediği gerekçesiyle uygulanan idari yaptırımlar ve para cezalarına karşı açılacak davalarda güçlü bir hukuki dayanak oluşturabileceği ifade ediliyor.
Emsal Niteliği Taşıyabilir
Hukukçular, Danıştay’ın bu kararının idarenin genelgeler aracılığıyla kanunda yer almayan yeni yükümlülükler getiremeyeceğini açık biçimde ortaya koyduğunu belirtiyor. Bu yönüyle kararın, devremülk uygulamalarının yanı sıra mülkiyet hakkını ilgilendiren diğer idari işlemler açısından da emsal teşkil edebileceği değerlendiriliyor.
